Benim hayatımda ne zaman önemli bir şey olsa, telefonum illa bir sinsilik yapıp o önemli olayla arama girer. Bu lanet, ben ortaokuldayken en yakın arkadaşımın anneannesi vefat ettiğinde, ilk defa gerçek bir dert için birbirimize ulaşmamız gereken o gece şarjımın bitmesiyle başladı. Kaldı ki o zaman 3310 kullanıyoruz, telefonun şarjı 5 günde bir falan bitiyordu.

Bundan 5 sene önce, X operatöründen Y operatörüne geçmeye karar verdim, işlemi yaptırdıktan bir kaç gün sonra yeni operatörüme geçeceğimi, telefonumun çekmediğini fark ettiğimde yeni sim  kartımı takmamı söylediler. Ama elbette ki yeni karta geçişin yapılması sabaha karşı 3 – 4 gibi, tam de yengemin doğumu başladığı sırada gerçekleşti, ablamın mesajını ertesi gün akşam üstüne kadar alamadım ve ailemize 20 küsür yıl aradan sonra gelen bebeğin doğumunu koca ailede bir tek ben kaçırdım.

Ve 2014… Şarjım bitmek üzere, ablam sana bir haberim var dedi, çabuk söyle ya da facebooktan yaz şarjım yok dedim, bilgisayardan facebook’u açıp ablamın mesajını beklerken koca üniversitede elektrikler kesildi, neyse dedim eve gidince bakarım. Eve gidiş, yemek, muhabbet derken gece aklıma geldi telefonu şarja taktım, açtım, veee saatlerce rötarlı olarak öğrendim ki ablam hamile!

O an, o şok, sevinç, heyecan içinde, İstanbul’dan taşındığımdan beri ilk defa pişman oldum buraya geldiğime. Bu kadar önemli bir şey oluyor, ve ben ailemin yanında olamıyorum, çıldıracağım. Bırakıyorum hücresel yeğenime sevinmeyi, çarpıtıyorum ağzımı, başlıyorum kendi derdime ağlamaya. Ağlarken çok çirkin olduğumdan mıdır (ağzı dikdörtgen olup ağlayanlardanım) nedir, hemen geliyor Yumi önüme çöküp, ağlama niye ağlıyorsun diye yüzümü silmeye çalışıyor. Dikdörtgen ağzımla, tüm dişlerim görünürken konuşmaya çabalıyorum: “eöö bön yonlaronda ölamöyoraaam, höpsö börlökte kutloyolar şömdö”

Neyse ki birimizin aklı durduğunda öbürününki de durmuyor, Yumi bana gülüyor, artık yüzümü silmeyi bırakıp “oy sana kıyamam gel bakıyım gel” diye sarılma kisvesi altında, iyice kendinden geçen ağzımı kapatıyor; çizgi haline geri dönen ağzımı da alıp atlıyoruz arabaya, hemmmen İstanbul’a! Ablam çok seviniyor beni görünce, sarılıp bir iki damla da beraber pıtlatıyoruz, hemen muayenesini anlatıyor, aha diyorum eee ben teyze oluyorum. Yok teyze sanki bayramları gidilen soğuk, kırışık bi kadın gibi, ben kesin teyzoş oluyorum! Hani ailede okulla ilgili konuşurken bile sıkılmadığın, akıl vermek yerine sohbet eden, evine gittiğinde ilk biranı ilk şarabını beraber içtiğin, anneni babanı bile çekiştirebildiğin, sevgilini anlatabildiğin, arkadaşça yaklaştığı için sözünü dinlediğin, yanında sigara içebileceğin, kız kardeşinmiş gibi tartışıp annenmiş gibi sığınabileceğin, ailedeki yegane kişi; teyzoş! Allaaah! Bizim hücre beni çok sevecek!

Hücremizin adı önce isimsizlikten pirinç oluyor, sonra İnci’de karar kılınıyor, ablam İstiridye oluyor. Ailece hafif deli olduğumuzdan, 20 kişi bebek bekliyoruz ve hamileliğinden başlayarak İstiridye’yi bunaltıyoruz. Niye? Çünkü bu bizim ata sporumuz! Biz ailesini çok seven, ilgisiz sevgi olmaz diyen, ilgisini de soru sorarak ve mümkün olan her şeye karışarak gösteren genlere sahibiz. Ama en tatlı özelliğimiz de bunu yaparken fark etmemek, birbirimizi bu konuda uyarınca “ay gtüm” bakışı eşliğinde sinirlenip içten içe kurulmak. Şahsen ben zaman zaman o kadar uzun cümleler kuruyorum ki, sırf kendi sesim kulağımı tırmaladığı için bi süre susuyorum. Bi süre. Karşımdaki için 5 dakikalık kahve molası.

Aylar geçiyor, İstiridye, İnci’mi bize veriyor. Bak gördün mü, doğurmuyor, çocuğunu kucağına almıyor, yavrusuna kavuşmuyor; BİZE VERİYOR. Çünkü hepimizin İncisi olley! İnsan bunu istemsiz yapıyor biliyor musun? Ben bin tane yazı okudum, yeni anneye ne yapılmaz konulu. İşte klasik, sütün yetiyor mu demeyin, bu çocuk ağlıyor aç mı demeyin, üşümüş bu/sıcaklamış bu demeyin vs. gibi gayet makul, mantıklı direktifler. Fakat galiba insan yapı olarak olumsuz bir yaratık, mesela oy ne güzel çocuk derken korkudan bi de “maşallah” iliştiriyorsun cümlene, veya sevgini göstermek için “aman nazar değmesin” diyorsun. Çocuk da anne de çok yakının olunca, maalesef bunlarla sınırlı kalamıyorsun. Evet anne baba mutlaka sevginden yaptığını anlıyor, kötü niyetli olmadığını biliyor ama bu insanın bıkmaması ve sinirlenmemesi için sebep değil. Bir yerden sonra o “sütün geliyor mu”nun cevabı “geliyor, komşuları bile ben besliyorum sen merak etme”ye dönüşüyor. Kusura bakmayın yeni anneler, aklımız çoğunlukla olumsuz bir şey olmasından korkmaya programlandığı için, soruluyor saçma sapan şeyler. “Ağlıyor bak aç olmasın?” “Aç zaten 3 gündür beslemiyorum ben manyak olduğum için” Biliyoruz o sizin biricik evladınız, bizim onu sizin yerinize düşünmemize gerek yok, çocuğu pencereden sallandırmadığınız sürece kimsenin müdahalesine de gerek yok, ama insan kendine illa bi rol biçmek istiyor, kendi payını korumak istiyor napcen.

Annelik nerden baksan zor iş. Ama teyzelik öyle mi, dertsiz tasasız sırf sevgiden ibaret, misler gibi. Özlemesi kötü sadece. Bazen insan yeğeninin videosu izlerken kendinden korkuyor, çünkü ağzından şirin bir şey çıkmıyor ki!? “ah ağzını burnunu yuttuğumun koca totolusuuu senin o yanaklarını ısırırımmm parçalarım seni bee” diyorsun dişlerini sıkarak, vahşet ulan bu! Yanındayken, hem yürüsün, koşsun, konuşsun diye hevesleniyorsun, hem de hiç büyümesin istiyorsun. Hep uzağa yuvarlanan oyuncağına “gel, gel” desin, elinde kaseyle salona girdiğinde “maammmmma” diye üstüne atlasın, sevindiği zaman totosunun üstünde dans etsin, O’na seslendiğinde kafasına kaldırıp o inanılmaz derecede saf, masum gözleriyle sana baksın, uykudan uyandırdığında sarhoş gibi yüzüne bakıp senin kim olduğunu çıkarmaya çalışsın, eğer tanımazsa yaygarayı bassın, tanırsa güvenle başını göğsüne yaslayıp uykusuna devam etsin… Teyzoş bunları yazarken daha çok özlesin, gözleri dolsun, İstiridye daha paragrafın ortasında bunu tahmin etsin, kardeşini özlesin hemen ağzını buruştursun, gidip çocuğunun kafasını koklaya koklaya iki damlacık ağlasın ve böylece teyzoş ilk yazısını temiz bir puştluk yaparak bitirmiş olsun.

Baaaay.

Yorum Yaz